Translate

24 Ekim 2014 Cuma

Arılarım 153.Gün - Varroa Raporu


Dip tahtası genel görünüm.


Döküntülerin yoğun olduğu kısım.


Tespit ettiğim varroalar. Daha önce daha net bir fotoğraf üzerinden varroları tespit etmeye çalışmıştım. Bu sefer fotoğraf o kadar net değil. Bir kısmını propolis damlasıyla karıştırmış olduğum kesin. Ancak bir fikir veriyor. 200-250 arası nokta. Varroa miktarının 100 ile 500 aralığında olduğunu düşünüyorum çok kabaca. Bakımın etkili olduğu kesin. Ama ne kadar etkili? Bunu daha net fotoğraflar elde ettiğimizde anlayacağız.

Bu fotoğraflar 24 Ekim tarihinde alındı. Aynı gün üçüncü ve son kez formikasit jeli uygulandı. İlki 6 Ekim tarihinde uygulanmıştı. Bunlar 18 gün içerisinde yapılan iki uygulamanın sonuçları.




6 Ekim 2014 Pazartesi

Arılarım 135.Gün - Gecikmiş Bakım


Son bakımda dip tahtasını temizlemeye vaktim olmamıştı.


Dip tahtası daha yakından. Burada varroalar daha net görülüyor.


Dip tahtası farklı bir görünüm. Burada ilave mum kırıntıları daha net görülüyor.


Dip tahtası farklı bir görünüm. Burada plastik cam kırıntıları daha net görülüyor.


Dip tahtası yıkandıktan sonra. Dip tahtasındaki kalıntıları bir yere yıkadım. Ancak arıdan da çok uzak değildi. Varroalar ayaklanıp kovanı basmasın tekrar! Dip tahtasının dibini el demiriyle kazıyarak çıkardım zira dipte bol miktarda propolis damlası vardı. Aslında düşünüyorum da propolis damlalarını bıraksaydım daha iyi olurdu. Zira antibakteriyel özelliği ile dip tahtasında bir koruma vazifesi de görürlerdi. Belki de o kadar kalıntının çok fazla mantarlaşmasını da engellemişlerdir. Bir dahaki sefere propolisleri kazımayacağım.


Arıda son kontrolüm esnasında gördüğüm kötü durumdan eser kalmamış sanki. Sihirli değnek değmişçesine ciddi bir hareketlilik var. Gelen arıların yarısı polenli. Polenler sarı renkli. Etrafta bol miktarda pembe renkli pürenler var ama sarı rengi nereden taşıyor olabilirler?


Uçuş deliğini çok mu kapatmışım acaba. Bir kısmını onlar içeriden kapatmıştı zaten. Yalnızca bir kaç arının geçebileceği bir delik bırakmışlardı. Ben de kapattıkları kısmı dışarıdan tamamen kapattım. Diğer kısmı da yarıya kadar kapattım.


Kovanın üsten görünümü. Son verdiğim iki litrelik şerbet bitmiş. Ertesi güne çıkmamıştır zaten.


10. sıradaki şerbetliği ve 9. sıradaki çerçeveyi çıkardıktan sonra.


8. sıradaki çerçeveyi çıkardıktan sonra. 8. sıradaki çerçevenin bir yüzünde önemli miktarda arı vardı. İçeri silkeledikten sonra son bakımda aldığım bir miktar ballı olan yeni çerçeve ile ballıktan aldığım eski çerçeveyi (büyük bal kemerleri olan) yerleştirdim. Yani 9. ve 8. sıradaki çerçeveleri çıkardım. Zira bunlar sadece kabartılmış petekliydi, bal kemeleri yoktu. 7. sıradaki çerçeve son bakımda ballıktan alıp verdiğim büyük bal kemerli eski çerçeve.


7. çerçevenin iki yüzü.


7. sıradaki çerçeveyi de kaldırıp uçuş deliğine yaptıkları tüneli görüntülemeye çalıştım. Görünen küçük bir parçası. Görülen kısım sadece bir dolgu değil içerisinde uçuş deliğine açılan ve içerisinden birkaç arının geçebileceği bir tünelin bir barçası. Ve tünel inşa malzemesi bal mumu değil propolis. Acaba neden?


6. çerçevenin bir yüzü. Diğer yüzü de buna benzer. Sırlanmış ballı alanın dışında kalan kısımda son baktığımda kapalı gözlü yavru doluydu. Yavrular çıkmış.


5.çerçevenin bir yüzü. Tüneli oluşturan propolis parçası sağ altta.


5. çerçevenin diğer yüzü. Tüneli oluşturan propolis parçası sol altta.


1., 2., 3., ve 4. çerçevelere hiç dokunmadım.


İki çerçeve arasında oluşturulan yapı.


Varroa zararlısına maruz kalmış bir arı.


Bal hasadı için peteklerini kestiğim üç çerçevede bal kalıntıları kalmıştı. Çerçeveler yapış yapıştı. Zamanım kısıtlı olduğundan dolayı bu çerçeveleri bal kalıntılarını temizlemeleri için arılara geri verememiştim. Bunları ayrıca bir poşete koymuştum. Bu bakımda çerçeveleri arılara verdim. Yarım saat sonra çerçeveleri aldığımda en ufak bir bal kalıntısı kalmamıştı. Bal kalıntısından temizlenmiş çerçeveleri artık daha güvenli muhafaza edebilirdim.


Ormanda kocayemişler (dağ çileği) olmaya başlamış.


Ne güzel görünüyorlar.


Kocayemişleri görünce kardeşim gayet neşeli.


Ahlatlar da olmaya başlamış. Yenmesine rağmen henüz tam olarak tatlanmamışlar.


Kocayemiş, ahlat, yabani elma ve muşmula.


Pürenler...


Kış arılarının oluşumunu teşvik etmek amacıyla kek verdim. Ancak onlar çalışmalara çoktan başlamışlardı bile.


Gecikmiş varroa mücadelesine de formik asit jeli ile başladık. Her arılı çerçeve üzerine nohut tanesi büyüklüğünde...


Kovanı kapatmadan önceki son durum.


Formik asit jeli kullanımı formik asit kullanımı kadar tehlikeli olmamasına rağmen eldiven kullanmakta fayda var.

Aslında jel yerine formik asit kullanacaktım. Ancak malzemeleri toparlayamadım. Asiti koymak için şişe ve şişeyi sabitleyecek bir aparat bulamadım kısıtlı zamanda. Şişenin ağzına damlalık da bulamadım. Arıcılık malzemeleri satan yerlerde bulunan küçük kap da hoşuma gitmedi. Ben de jelde karar kıldım. Jelin referansları da beni ikna etti.

Jeli Ankara'da nerede bulabileceğimi de bilmiyordum. Biohayat firmasını aradım. Ve Ankara'da üç yerde satıldığını öğrendim. Biri Ulus'daki Balpazarı Arıcılık Evi, bir diğeri ise Kazan'da. Bu ikisi aynı zamanda arıcılık malzemeleri satan yerler. Bir diğeri ise Çankaya'da bir eczane idi sanırım.

Formik asiti eczanelerden bulmak güç. Bu tarz şeyler genelde medikal eczanelerde bulunuyormuş. Onlar da genellikle hastane yakınlarında oluyor.

Ankara'da arıcılık malzemeleri satan iki yerden birinin Kazan ilçesinde olması ilgimi çekti. TKV de Kazan'da. Türkiye'deki arı sütü üretiminin önemli bir kısmı da Kazan'da yapılıyormuş. Henüz gitmek kısmet olmadı.

Kullandığım jel Biohayat firmasının Forbeevar Jel adlı ürünü. Prospektüsünde yazanlar;

Bal arılarında Varoosis için Ektoparaziter (Akarisit)

Bileşimi: Forbeevar Jel; her 100 gramında 65 g formik asit içeren akışkan renksiz harici uygulamaya hazır kontrollü salınımlı jeldir.

Farmakolojik özellikleri: Forbeevar Jel’in içerdiği formik asit buharı, varroa parazitinin ve trachea bitinin solunum sistemindeki trachea kanallarında yakıcı ve öldürücü bir etki yapmaktadır. Bu etki sıcaklık arttıkça artmaktadır. Eğer kovan içi sıcaklığı 12 °C’nin altına düşerse buharlaşma minimum düzeyde kalmakta ve ilacın etkisi azalmaktadır.

Kullanım sahası ve endikasyonları: Forbeevar Jel bal arılarının yavru ve erginlerinde vücut sıvısını emerek ölümüne sebep olan Arı akarları Varroa jacobsoni ve Acarapis woodi dış parazitlerine karşı tedavi ve korunma amacıyla kullanılır.

Kullanım şekli ve dozu: Forbeevar Jel Veteriner Hekim tarafından başka şekilde tavsiye edilmediği taktirde; ilaçlamalar hava sıcaklığı 14-27 °C arasında iken erken ilkbahar ve geç sonbaharda akşama doğru yapılmalıdır. Hastalığın seyrine göre ilaç uygulaması birer hafta ara ile 2-3 defa yapılabilir. 3-5 çerçeveli kovana bölme tahtası ile bölündükten sonra 5-10 g Forbeevar Jel plastik bir kaba konularak çerçeveler üzerine bırakılır ve kovan kapağı kapatılır. Eğer kovanda 9-10 çerçeveli güçlü bir koloni varsa ve enfestasyonda yoğunsa 10-20 g Forbevar Jel plastik bir kaba konduktan sonra kovan kapağı kapatılır. Kovan uçuş deliği kapatılmamalıdır. Kullanmadan önce şişeyi lütfen iyice çalkalayınız.

Özel klinik uyarılar: Forbeevar Jel kovanın giriş deliğinden içeri atılmamalıdır. Zira formik asit buharı havadan ağır olduğu için ilaçlamadan etkili sonuç alınamaz. Hava sıcaklığı 14°C’nin altına düştüğü ve 27°C’nin üstüne çıktığı zaman ilaç uygulanmamalıdır. Kovanın giriş deliği ilaçlama sırasında açık tutulmalıdır. Forbeevar Jel uygun bir plastik kaba konulduktan hemen sonra kovana yerleştirilmelidir. Sırlanmış bal, formik asidi absorbe ettiğinden yaz aylarında Forbeevar Jel kullanılması tavsiye edilmez.
Yavruluk üzerinde ballık varsa ve bal tutumu başlamamış ise üst kata da ilave olarak 5-10 g Forbeevar Jel konulmalıdır.

Kovanlardan herhangi birinde Varroa ve Trachea akarı görüldüğünde bütün kovanların (erken ilkbahar ve geç sonbaharda) ilaçlanması gerekir. Bulaşmayı önlemek için de hastalıklı kovandaki arı kolonileri, kovanlar, petekler ve buralardan elde edilen balların sağlam kovanlarla teması kesilmelidir. Tüm kovanlar ve malzemeler temizlenmeli ve dezenfekte edilmelidir.

Çok zayıf ve iyi beslenmeyen kolonilerde tedavi olumlu sonuç vermeyeceğinden gerekli önlemler alınmalı ve arıların doğal besinleri (bal, polen) ile beslenmesi sağlanmalıdır.

İstenmeyen ve yan etkiler: Bir kovana aynı zamanda 40 g’dan fazla Forbeevar Jel konulmamalıdır. Aksi halde arı ölümleri şekillenebilir.

Kontrendikasyonlar: 12 °C’nin altında soğuk havalarda arılar kış salkımı oluşturduğundan ilaçlama yapılması ana arının ölümüne neden olabilir.

Gıdalarda ilaç kalıntı uyarıları: İlaç Kalıntı Arınma Süresi (İ.K.A.S); Bal için “0” (sıfır) gündür.

Genel uyarılar: Kullanmadan önce ve beklenmeyen bir etki görüldüğünde veteriner hekime danışınız. Çocukların ulaşamayacağı yerde ve gıda maddelerinden uzakta bulundurunuz. Raf ömrü geçmiş ve ambalajı hasarlı ürünleri satın almayınız ve kullanmayınız.

Uygulayıcının alması gereken önlemler ve hekimler için uyarılar: İlaç kullanılırken sigara içilmemeli ve yemek vb. yenilmemelidir. İlaçla temastan kaçınınız ve kullandıktan sonra ellerinizi yıkayınız. Temas halinde ciltte kabarcıklar ve su toplama ile gözlerde yanma görülebilir. Deriye temas halinde bol su ile yıkanmalıdır. İlaçlı dumanı teneffüs etmeyiniz. Teneffüs edilmesi halinde öksürük, nefes darlığı, karın ağrısı, kusma ve yutkunamama şeklinde belirtiler görülebilir. İlaç buharını uzun süre teneffüs edenler temiz hava çıkartılmalıdır. Antidotu yoktur.

Kullanım sonu imha ve hedef olmayan türler için uyarılar: Raf ömrü dolmuş, açılmış veya saklama şartlarına uyulmadan uzun süre bekletilmiş olan ilaç iç ambalajı ile birlikte imha edilmelidir.

Muhafaza şartları ve raf ömrü: Işıktan koruyunuz. Kendi ambalajı içinde, 25 °C’yi aşmayan oda ısısında (15-25 °C) muhafaza ediniz. Raf ömrü imal tarihinden itibaren 2 yıldır.

Ticari takdim şekli: Karton kutularda 100 g’lık özel kahverengi PET plastik şişe ambalajlarda; 12 li karton kutularda 200 g ve 1000 g’lık özel kahverengi PET plastik şişe ambalajlarda piyasaya sunulmuştur.

Satış yeri ve şartları: Veteriner hekim reçetesiyle veteriner muayenehanelerinde, özel hayvan hastanelerinde ve eczanelerde satılır (VHR).

Prospektüsün onay tarihi: 14.05.2007

27 Eylül 2014 Cumartesi

Arılarım 126.Gün - Gecikmiş Hasat


Arılarımı en son 60 gün önce kontrol etmiştim. Dip tahtasının 60 günlük görüntüsü.


Alışılagelmiş kalıntıların dışında en önemlisi VARROA. Dip tahtasına baktığımda bunu fark edemedim. Çünkü vaktim yoktu. Ancak yukarıdaki makro çekim fotoğrafa baktığımda durumun vehametini gördüm. Ömürleri bittikten sonra dip tahtasına düştüklerini düşünüyorum. Aksi halde onları ne öldürmüş olabilir? Arıların sahibi bakımda gecikince bilmediğim bir çözüm mü buldu yoksa arılar. Dip tahtası bu halde ve ben varroa mücadelesine başlamadım henüz. Arıların durumunu düşünemiyorum bile.


Bu görüntü dip tahtasının gerçekten küçük bir kesiti. Birim alana düşen varroa miktarı çok ürkütücü. Çok çok hızlı üremişler. Bunu görmek önemli bir deneyim. Varroa mücadelesinin önemi ortada.


Ballıktaki iki eski çerçeve. Bu iki çerçevede önemli miktarda arı vardı. Ancak şimdi birer avuç kalmış. Bal kemeri çok eski. Ortada yer alan sırlanmamış açık gözlerde bir miktar bal önceki kontrolümde de vardı zaten.


Ballıktaki iki eski çerçevenin dışındaki çerçeveler yalnızca temel petekliydi. Onların ancak bir kısmı kabartılmış. Kabartma işlemi de tam olarak yapılmamış, kiminde yarım kiminde ise belli belirsiz.


Ballığı ters çevirdiğim kapağın üzerine aldıktan sonra ana arı ızgarasını aldım. Daha sonra da kuluçkalıktaki son çerçeveyi çektim.


Kuluçkalıktaki son çerçeve. Yukarıdaki de dahil kuluçkalıktan toplamda dört çerçeve aldım. Beşincisinin (baştan 6.) orta bölümü tamamen kapalı gözlü yavruluydu. Aldığım çerçevelerin üzerindeki arıları önce kovanın içine sirkeledim sonra da fırça yardımı ile kovana süpürdüm. Arıları kovana sirkelerken; önce çerçeveyi kovandan tamamen çıkarıp kontrol ettim sonra da çerçevenin yarısını kovana sokarak silkeledim. Zaten aldığım çerçeveler üzerindeki arı nüfusu da fazla değildi. En son bıraktığımda buralar arı doluydu, ama şimdi bu çerçevelerde yarısı bile yok. Asıl arı nüfusu beşinci (baştan 6.) çerçeveden itibaren başlıyor.

Aldığım bu dört çerçevenin yerine ballıktan aldığım kabartılmış iki çerçeveyi koydum. Daha sonra da ballıktaki iki eski çerçeveden birini koydum. En sona da iki litrelik bölme tahtası olarak da kullanılabilen şerbetliği koydum. Şerbetliğe; evde hazırladığım ve iki litrelik cam kavanozla getirdiğim şerbeti koydum. (Şerbet 1/1 oranında)


Ballığı aldıktan sonraki görüntü. Dip tahtasını kontrol etmeden önce arıyı bir miktar izlemiştim. Kovanda neredeyse hiç hareket yoktu. Bu esnada yağmur çiseliyordu. Hava 18 derece civarındaydı. Bu hareketsizliğin nedenini biraz da havanın durumuna bağlamıştım ama kovanı açtığımda anladım ki durumlar hiç de iyi değil.


Orada uzakta, bir başına ve gerçekten yalnız. Terk edilmiş gibi.


Hava şartları sebebiyle arılarıma 10 dakika ancak bakabildim. Yağmur çiselediğinden acele ettim. İşim bittiğinde sağanak ve fırtına çıktı. Zaten gün boyu yağmurluydu. Ancak bu işi de yapmam gerekiyordu artık. Allaha şükür ki eksikleri de olsa yapabildim.

Yanıma aldığım beş çerçeveden biri ballıktan aldığım eski çerçevelerden biri idi. Onun büyük bir bal kemeri vardı. Diğer bir çerçeve ise kuluçkalıktan çektiğim ve yukarıda da fotoğrafı görülen son çerçeve idi. Bu iki çerçeveyi kuluçkalığa vermeliydim, ballıktan aldığım yalnızca kabartılmış iki çerçeve yerine. Aceleden...

Varroaları görmeden önce arının bu kötü durumuna yalnızca eşek arılarının neden olduğunu düşünüyordum. Zira arıyı buraya ilk getirdiğimde büyük eşek arılarından bir tane görmüştüm. Sonra kardeşimden bir haber almıştım yaklaşık bir ay önce, arılara baktığında iki tane büyük eşek arısının kovanın önünden uçarken iki tane arıyı kapıp götürdüğünü görmüştü.

Kuluçkalıktan dördüncü çerçeveyi çekerken çerçevenin kovanın uçuş deliğine bakan tarafını acayip zorlanarak çıkarmıştım. Hatta bir ara ürküp arıların "Bin bir zorlukla ürettiğimiz balımızı alma!" beddularına maruz kaldığımı düşünmüştüm. Ancak anladım ki kovanın uçuş deliğinin sonradan açtığım bölmesini mumla veya propolisle (çok zorlandığıma göre propolis olmalı) kapatmışlar. Bu durumu fark edince uçuş deliğinin sonradan açtığım bölümünü tamamen, diğerini de yarıya kadar kapattım. Uçuş deliğinin birini propolisle kapatmalarının nedenini eşek arılarına bağlıyorum. Ama neden mum değil de propolis?

Sonuç olarak arıların bu kötü durumunun nedenleri bana göre: Varroa ve eşek arıları.


Bal süzme makinem olmadığı için petekleri kesmek durumunda kaldım. Üç çerçevenin balını aldım. Çerçeve tellerinin hizasından kestim. Çerçevelerdeki bal miktarları yaklaşık aynı. Ve yukarıdaki resimde görüldüğü gibi. Sırlanmamış kısımlarda da bal var. Ancak onlar sırlanma seviyesinde dolmadığından içlerindeki su oranı da fazla. Yani yeterince olgunlaşmamış.


Tabii kesme işleminden önce balın tadına baktım. Ancak balın tadını beğenmedim. Bu balın %80'i ıhlamurlar varken yapıldı. Bu nedenle balda ıhlamur tadı bekliyordum. Yiyenlerden bazıları ıhlamur tadı aldı. Ama ben pek ıhlamura benzetemedim. Kestaneye benzeten de oldu. Balın tadı çok keskin. Tadını beğenmesem de 8 kaşık kadar yedim. Yedikten yarım saat kadar sonra dudaklarımda hafif bir uyuşma oldu ve geçti. Aslında korkmasam daha da yiyecektim.


Ballı bir petek kesildikten sonra...


Çerçevenin birinde bal olmayan alanda bol miktarda polen ve onun dışında da günlük yumurta vardı. Bu çerçeveyi kovandan alırken ne polenleri gördüm ne de günlük yumurtaları. Muhtemelen sondan dördüncü çerçeve. Yani çıkardığım son çerçeve. Bunları fark etmeyip de bu çerçeveyi almış olmama çok üzüldüm. Bu çerçeveyi almış olmak büyük bir hataydı. Bu polenli alan onlar için çok değerli idi. Kış arılarının bakımı için gerekliydi. Bu işin acele etmeden dikkatle yapılması gerektiğini acı bir tecrübeyle öğrenmiş oldum.


Özenle hazırladıkları, enzimlerini kattıkları, rengarenk polenler... Ressamın paletindeki boya gibi... Kim bilir hangi başyapıtı yapacaklardı.